Sezaryenle doğumda astım riski var
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıkların daha fazla görüldüğünü söyledi.
İSTANBUL – Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “alerjik hastalıkların sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde daha fazla görülmesinin nedeni, bağırsaklarında ‘dost mikroplar’ yerine farklı cinsten ve farklı miktarlarda bakterilerin yerleşmiş olmasıdır” dedi.
Bu hastalıkların özellikle gelişmiş ülkelerde çocuk ve genç erişkinler arasında adeta “salgın bir hastalık” gibi her geçen gün yaygınlaştığına işaret eden Prof. Dr. Küçükusta, bu artışın çevresel faktörlerle ilgili olduğunun düşünüldüğünü ve bunların başında da “batı tarzı yaşama stili”nin getirdiği farklılıkların yer aldığını anlattı. Prof. Dr. Küçükusta, şunları kaydetti:
“Batı tarzı yaşama stilinin getirdiği farklılıkların arasında, insanların zamanlarının çoğunu kapalı mekanlarda geçirmeleri ve alerjenlere daha fazla maruz kalmaları, çocukluk çağı enfeksiyonlarının azalması, yaygın antibiyotik kullanımı, hazır ve katkı maddeli besinlerin daha fazla tüketilmesi, obezite ve hava kirliliği geliyor.”
SEZARYENLE DOĞUM VE ALERJİK HASTALIKLAR
Son yıllarda yapılan araştırmaların, bu artışta sezaryenle doğumundaha yaygın uygulanır olmasının da önemli rolü olabileceğini gösteren bulgular vermeye başladığını dile getiren Prof. Dr. Küçükusta, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde, hem yumurta ve süt gibi önemli besinlere karşı alerjiler, hem de egzama, saman nezlesi ve astım gibi alerjik hastalıklar daha fazla görülüyor. Astım ve saman nezlesi olan 250 çocuk üzerinde yaptığım araştırmada, bu çocukların yüzde 78’inin sezaryenle dünyaya geldiklerini belirledim.”
Hijyen teorisine göre, alerjik hastalıklardaki artışın nedeninin, bebeklerin yaşamlarının ilk aylarında çok temiz ortamlarda büyütülmeleri ve mikroplarla çok az karşılaşmaları olduğunu belirten Prof. Dr. Küçükusta, adeta steril ortamlarda yetiştirilen, çok sık antibiyotik verilen, pek çok virüs ve bakteriye karşı aşılanan ve bu nedenle de çok az enfeksiyon geçiren çocukların bağışıklık sistemlerinin mikroplarla yeteri kadar tanışamadığını vurguladı.
Uğraşacağı mikroplarla karşılaşamayan bağışıklık sisteminin ise “toz, tüy, küf, polen” gibi mikrop olmayan, ama onlara benzeyen maddelere de mikropmuş gibi davranarak anormal tepkiler gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Küçükusta, bu anormal tepkilerin de alerjik hastalıklar olarak kendini gösterdiğini bildirdi.
SEZARYENİN ETKİLERİ
Prof. Dr. Küçükusta, konuşmasına şöyle devam etti:
“Sezaryenle doğan bebeklerde bağışıklık sisteminin gelişmesi ve olgunlaşmasında aksaklıklar meydana geliyor. Anne karnında iken vücudunda hiçbir mikrop bulunmayan bebeklerin mikroplarla ilk karşılaşmaları doğum sırasında gerçekleşiyor. Normal yolla doğan bebekler, annelerinin doğum kanalında bulunan mikropları alıyorlar ve bebeklerin bağırsaklarına bu mikroplar yerleşiyor. ‘Bifidobakteri’, ‘bakteroides’ ve ‘laktobasiller’den oluşan ve ‘dost bakteriler’ olarakda bilinen bu mikroplar, bebekte normal bağışıklığın gelişmesi için çok gereklidir.”
Sezaryen doğumlarında ise steril şartlarda dünyaya gelen bebeklerin ilk mikroplarını deri teması ile ve hastanedeki yüzeylerdenaldığını anlatan Prof. Dr. Küçükusta, şunları söyledi:
“Bu nedenle de sezaryenle doğan bebeklerin bağırsak floralarını, vücuda yararlı dost mikroplar yerine hastane mikropları oluşturuyor. Alerjik hastalıkların sezaryenle dünyaya gelen bebeklerde daha fazla görülmesinin nedeni, bağırsaklarında ‘dost mikroplar’ yerine farklı cinsten ve farklı miktarlarda bakterilerin yerleşmiş olmasıdır.”
Prof. Dr. Küçükusta, astım, saman nezlesi veya egzama gibi bir alerjik hastalığı olan anne adaylarının sezaryen doğumdan kaçınmalarının, çocuklarında bu hastalıkların görülme riskini azaltacağını kaydederek, tıbbi açıdan zorunlu değilse normal doğumun daima tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Yanlış bilgi sezaryene yöneltiyor
Uzmanlar doğum tercihin anneye değil, hekime bırakılmasından yana…
İZMİR – Gelişmiş ülkelerin çoğunda kadınlar daha sağlıklı ve düşük maliyetli olduğu gerekçesiyle normal doğuma yönelirken, Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde sezaryenle doğum yapan kadınların sayısında artış gözleniyor.
Tıbbi gerekçelerin dışında isteğe bağlı yapılan sezaryenlerin sayısında önemli artış yaşandığına dikkati çekiliyor ve Türkiye’de yaygın olan uygulamanın tersine, sezaryen kararının anne tarafından değil, hekimlerin tavsiyesi üzerine alınması gerektiği vurgulanıyor.
“BEBEĞİN BURCUNU BELİRLEMEK BİLE SEZARYEN NEDENİ OLABİLİYOR”
Kadınların normal doğum yerine sezaryeni tercih etmelerinin nedenleri arasında önyargılar kadar “komik” denebilecek şahsi tercihlerin bulunduğuna dikkati çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Güliz Demircioğlu, bebeğin evlilik yıldönümü, doğum günleri gibi özel günde dünyaya gelmesi ya da bebeklerinin burcunun dahi çiftlerin sezaryeni tercih etme nedenleri arasında yer alabildiğini belirtti.
“Yanlış ve eksik bilgiler anneyi, parasal kaygılar ve daha az zahmetli olması da doktoru sezaryene yöneltiyor” diyen Demircioğlu, tıbbi olarak herhangi bir gereklilik olmaması durumunda, normal doğumun hem anne, hem de bebek açısından daha rahat olduğunu söyledi.
Demircioğlu, doğumun nasıl yapılacağı kararının doktor ve aile tarafından ortak alınması gerektiğine işaret ederek, gelişmiş ülkelerdeki uygulamalara bakıldığında tıbbi gerekliliği olmayan sezaryen sayılarının çok azaldığını, sağlık sigortalarının da isteğe bağlı sezaryeni karşılamadığını kaydetti.
“EKSİK VE YANLIŞ BİLGİLER KADINLARI KORKUTUYOR”
Uzmanların altını çizdikleri temel noktaların başında, doğumun hastalık değil, fizyolojik olay olduğu gerçeği geliyor. Normal doğumun ne zaman olacağının tam olarak bilinememesi, doğumun uygunsuz zaman ve ortamda başlayabileceği, hastaneye yetişememe veya doktoruna ulaşamama ve çok ağrı çekme korkusuyla kadınların tercih haklarını sezaryenden yana kullandıklarını ifade eden Demircioğlu, sancının başlamasıyla doğum arasında makul süre olduğu kaydetti.
Dr. Demircioğlu, son yıllarda ağrısız normal doğum yöntemlerinin de çok geliştiğine işaret ederek, kadınların normal doğumdan korkmalarının genelde, eksik ve yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını kaydetti. Normal doğumda yapılabilecek epizyotomi (doğum kesisi/dikişli doğum) sonrasında ilerideki yaşlarda idrar kaçırma ve cinsel hayatın olumsuz etkilenmesi gibi sorunların gelişebileceği yönünde kulaktan dolma bilgilerin de halk arasında yaygın olduğuna işaret eden Demircioğlu, “Bu rahatsızlıkların oluşmasının nedeni, bu işlemin yapılması değil, yapılmaması ya da eksik yapılmasıdır” diye konuştu. Demircioğlu, rahim kaslarının doğum sırasında zorlanma sonucu kendiliğinden yırtılmaları durumunda, bu kasların eski işlevlerini tam olarak yerine getirmelerinin güç olduğunu, ancak doğum esnasında doktorun yapacağı müdahaleyle kesilen kasların kısa sürede iyileştiklerini kaydetti.
“BİLİNÇ ARTTIKÇA SEZARYEN AZALACAKTIR”
Demircioğlu, anne adaylarının doğum konusundaki bilinçlerinin artmasıyla birlikte sezaryen sayısının azalacağını düşündüğünü de ifade etti. Demircioğlu, normal doğum sürecindeki bir hastayla kıyaslandığında, sezaryen ile doğumda doktorun hasta için sarf ettiği zamanın çok daha kısa olduğunu, üstelik çalışma saatleri açısından da bakıldığında doktor açısından sezaryenin avantajlı olduğunu belirtti ve şunları ekledi:
“Üstelik mevcut sistemde, hekimin kararına uyma anlayışı içinde olmayan hastaya normal doğum için ısrarcı olmanız da açıkçası çok kolay değil. Hasta, sizin muayenehanenizden çıkıp başka bir doktora yönelebiliyor. İsteğe bağlı sezaryen konusunda dolayısıyla fikrimizi söylemekten öteye geçemiyoruz.”
HANGİ DURUMLARDA SEZARYEN ÖNERİLİYOR?
İsteğe bağlı sezaryene olumlu yaklaşan doktorlar ise gelişen anestezi yöntemlerini, enfeksiyon problemlerinin azalmasını ve güçlü antibiyotiklerin ortaya çıkmasını, ameliyat dikiş materyallerindeki gelişmeleri ve cerrahi tekniklerin ilerlemesini örnek göstererek, sezaryen ameliyatlarının artık güvenli ve kolay işlem haline geldiğini belirtiyorlar.
Öte yandan, sezaryenin sadece normal doğumun mümkün olmadığı durumlarda uygulanması gerektiğini savunan doktorlar ise riski ne derece az olursa olsun “doğumun fizyolojik bir olay, sezaryenin ise bir ameliyat” olduğuna işaret ediyorlar. Sezaryenin tavsiye edildiği durumlar arasında şunlar sayılıyor:
Bebeğin rahim kanalına baş pozisyonunda gelmemesi, plasentanın erken ayrılması, bebeğin başıyla annenin kemik yapısı arasında uyumsuzluk, iri bebek, çoğul gebelikler, rahimdeki miyomlar, ıkınmanın riskli olduğu durumlar (ileri derecede kalp hastalıkları gibi), annenin önceden geçirdiği bazı ameliyatlar, ciddi doğum korkuları, kordon sarkması veya kordonun önde gelmesi.
Sezaryen sonrası normal doğum şansı
İlk doğumunu sezaryenle yapan kadınların normal doğum yapabilecekleri belirtildi.
ANKARA – Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Mete İtil, belirli şartların oluşması halinde, ilk bebeğini sezaryenle dünyaya getiren kadınların vajinal (normal) doğum yapmasının mümkün olabildiğini söyledi.
Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye’de son zamanlarda gelişmiş merkezlerde ve seçilmiş vakalarda sezaryen sonrası vajinal doğum yapılabildiğini söyledi. Bunun rutin bir uygulama olmadığını ifade eden İtil, ilk sezaryenin rahim darlığı gibi, diğer doğumların da bu yolla yapılmasını gerektirecek bir nedenden dolayı gerçekleştirilmesi halinde, normal doğumun mümkün olamayacağını bildirdi.
İtil’in verdiği bilgiye göre, sezaryen sonrası vajinal doğum gerçekleştirilebilmesi için hem bebeğin hem de doğumun çok iyi takip edilmesi, kan kaybından ölümlerin engellenmesi, kanama halinde hemen kan verilmesi ve hastanın hemen ameliyata alınması gerekiyor. İtil, bu şartların sağlanamaması halinde sezaryen sonrası normal doğumun riskli olduğunu bildirdi.
SEZARYEN SONRASI VAJİNAL DOĞUMUN RİSKLERİ
Anne adayının sezaryen sonrası vajinal doğum yapmak istemesi halinde, doktorunun durum değerlendirmesi yaparak bunun risklerini hastasına iyi anlatması gerektiğini vurgulayan İtil, şunları söyledi:
“Sezaryen sonrası vajinal doğumda hem anne hem de bebeğin yaşamı tehlikeye girebilir. Çünkü rahimde daha önce yapılmış ameliyata bağlı nedbe dokusu (eski yara) vardır. Burası doğum ağrıları sırasında yırtılabilir. Böyle bir yırtık oluşursa anne ve bebeğin yaşamı tehlikeye girer. Bu riskle karşılaşmamak için, olanaklar da yeterli değilse, sezaryenle gerçekleştirilen ilk doğumdan sonraki doğumların da aynı yöntemle yapılmasında yarar vardır.”
İtil, teknik olanaklar geliştikçe ve hasta yoğunluğu azaldıkça sezaryen sonrası vajinal doğum oranlarının artabileceğini söyledi.
TÜRKİYE’DE SEZARYEN ÇOK YAYGIN
Türkiye’de sezaryenle doğum oranının arttığına işaret eden İtil, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği oranının yüzde 15-25 olmasına rağmen, ülkedeki bazı hastanelerde bu oranın yüzde 60-70’lere kadar çıkabildiğini belirtti.
Sezaryen yapılmasını gerektirecek şartların belli olduğunu anlatan İtil, bunların dışında, hastanın kendi isteği gibi durumların iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
İtil, “Normal doğumun avantajları ve sezaryenin dezavantajları hastalara ayrıntılı olarak anlatılmalıdır. Bugünkü veriler ışığında, herhangi bir endikasyonu olmayan olguda sezaryenin normal doğuma üstün olduğunu savunmak mümkün değildir” diye konuştu.