Ağız sütü doğumdan kısa süre sonra gelir. Çocuğun ihtiyaç duyduğu bütün besin maddeleriyle donanmış en zengin süttür. Yüksek miktarda protein, yeterince vitamin ve çocuğu yaşamının ilk günlerinde koruyacak çeşitli koruyucu-savunucu maddeler içerir. Bu ağız sütü çocuk tarafından kolay sindirilir. Ayrıca bu süt sindirim sistemini çalıştırır ve böylelikle çocuğun ilk kakasını yapmasını sağlar. Doğumdan sonraki ikinci ya da üçüncü günde geçiş sütü oluşur. Bu özellikle yağ ve karbonhidrat bakımından zengin bir süttür, çünkü yeni doğanın şimdi daha fazla kaloriye ihtiyacı vardır. Onuncu günden sonra olgun anne sütü gelmeye başlar. Bu başlangıçta hafifçe maviye çalan sulu bir süttür ve daha çok, çocuğun susuzluğunu gidermesine hizmet eder. Yağlı, proteince zengin ve kalorisi yüksek süt ancak beş on dakika sonra gelmeye başladığı için, öteki taraftaki memeyi devreye sokmadan önce çocuğu aynı memede uzun süre tutmak gerekir.
Hangi hastalıklarında sezaryen gerekli olur?
Her gebe sağlıklı olamaz. Ama neyse ki birçok hastalık gebelikle bağdaşabilir. Ne var ki, gebelik iyi geçiyor bile olsa, önceden bir hastalığı olan gebe için doğum süreci aşırı yüklenme anlamına gelebilir. Böyle durumlarda, müstakbel anneyi tehlikeye atmamak için sezaryen yapılmalıdır. Bir hastalık ne kadar çabuk teşhis edilirse, doktor da gereken tedaviyi o kadar erken, daha gebeliğin ilk evrelerinde başlatabilir. O nedenle, bütün şikâyetler ve önceden bilinen hastalıklar jinekologun rutin muayenelerinde en kısa zamanda dile getirilmelidir. Böylece doktor, vajinal doğumun söz konusu hastalıkla bağdaşıp bağdaşmayacağını erkenden ve daha iyi değerlendirebilir.
Normal bir doğum için, kalp-damar sisteminin fazla yüklenmesine izin vermeyen bütün hastalıklar ilkesel olarak risk taşır. Ama neyse ki günümüzde, annenin hastalık geçmişindeki her kalp arızası ya da her organ nakli otomatik olarak sezaryene neden oluşturur diye bir zorunluluk yoktur.

Ayşe Şule Bilgiç, birkaç gün önce Günaydın’da yer verilen söyleşisinde, sezaryen karşıtı gibi göründüğünü, bunun doğru olmadığını belirterek, şu açıkmayı yaptı: “Gönlümden geçen normal doğum yapabilmek. Sezaryen hayati bir B planı. Tıbbi müdahale. Tıpkı ilaçla iyileşmeyen bir hastalığınız varsa nasıl son ihtimal ameliyata alırlar; onun gibi. Normal doğum olmuyorsa son ihtimal sezaryendir. Fark ettim ki ülkemizde sezaryenle doğum oranı inanılmaz yüksek. Olay biraz da ticari hale gelmiş. Doktor memnun, saatlerce hasta başında beklemiyor; anneler memnun, kabus gibi görülen o ağrıları çekmiyor. Oysa adı üstünde en normali ‘normal doğum’. Ve ben normal doğumu yürekten destekleyen bir doktor bulmakta zorlandım. Çünkü herkes için sezaryen daha pratik, günü saati belli olan, üstelik de daha da ticari. Oysa sezaryen sadece normal doğumun mümkün olmadığı kritik durumlarda, anne ve bebeğin sağlığını tehlikeye atmamak için başvurulabilecek tıbbi bir yöntem, bir ameliyat. Bir doğum şekli değil. Normal doğumun imkansızlaştığı anda hayat kurtarıcı bir B planı. Bu sebeple normal doğum için hiçbir engeli olmayan anne adaylarının hemen sezaryeni tercih etmelerini ya da doktorları tarafından sezaryene yönlendirmelerini eleştiriyorum. Ben mecbur kalmadığım sürece normal bir doğum yapmayı istiyorum. İnşallah kızım Iraz ve ben bunu elbirliği ile başaracağız