İlk hamileliğiniz sorunsuz gerçekleşti. Fakat ikinci bebeğe sahip olmak istediğiniz halde bir türlü hamile kalmayı başaramıyorsunuz. Öyleyse bunun altında yatan bazı sağlık sorunlarınız olabilir
İKİNCİ kez bebek sahibi olamayanların oranının, ilk kez bebek sahibi olamayanlardan daha fazla olduğunu söyleyen Medical Park Göztepe Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Kliniği Uzmanı Dr. Aytuğ Kolankaya, sorularımızı yanıtladı.
İkinci kez bebeğe sahip olamama durumu toplumumuzda ne sıklıkta görülüyor?
Bu genellikle çok göz ardı edilen önemli bir konudur. Aslında ikinci kez bebek sahibi olamayanların oranı, ilk kez bebek sahibi olamayanlardan daha fazladır.Yani ilk kez bebek sahibi olamayanların oranı %15 iken, ikinci kez bebek sahibi olamayanların oranı % 30′lara varmaktadır. İkinci çocuk isteyen çiftler için de korunmayı bırakmış kadın 1 yıl sonunda bir sonuç alamıyorsa, çiftleri işin uzmanı bir hekime başvurmaya davet ediyoruz.
Bu durumu hiç bebeğe sahip olamamış çiftlerle aynı olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak baktığımızda aynı sebeplerle karşı karşıya kalıyoruz. Yani ilk bebeğine bir türlü sahip olamayan çiftlerde; % 40 erkekte, %40 kadında sorun görüyoruz. Geri kalan % 20′yi de açıklamayan infertilite durumu olarak belirliyoruz. Toplumumuzda genel olarak kadına bağlı sebeplerle, çiftlerin bebek sahibi olamadıkları sanılmakta. Oysa ortalama olarak bakarsak, %35 erkeğe bağlı sebeplerle infertilite yani kısırlık baş göstermektedir. Erkekte sperm sayısının baştan beri az olduğu durumlarla ya da erkekteki sperm sayısının zamanla bozulduğu ortamlarla karşılaşıyoruz. Bu şartlarda da yine tesadüfen gebelik elde edilebiliyor. Ama ardından tekrar bir bebek beklentisi olduğunda, bu saydığımız nedenlerden dolayı kadın gebe kalmakta zorlanıyor. Bunun yanı sıra; kiloyla, yaşla, sigarayla, stresle bağlantı olarak da sperm sayısında ve üreme kapasitesinde ciddi düşüşler olabiliyor.
Özellikle doğum kontrol hapları kullanmış çiftlerde bu tür sorunlar yaşanıyor diyebilir miyiz?
Bunu söylemek doğru olmaz. Çünkü doğum kontrol hapları kullanılması son derece güvenli ilaçlar olup gebe kalmayı engellemezler. Doğum kontrol haplarını bıraktığınızda ilk ayda %70, ikinci ayda ise % 90-95 yumurtlama ihtimaliniz vardır. Tabi eğer kadının yumurta kapasitesi yerinde ise… Diğer yöntemlerde de durum aynıdır. Rahim içi araç kullanıldığında da bu araçlar steril şartlarda takılıp çıkarıldığında kadının gebe kalmasını engelleyici bir durum oluşmaz. Bunun dışında kadında var olan çeşitli sorunlar da gebe kalmayı geciktirebilir. En sık rastladığımız durumlardan biri, endometriozisdir. Yani rahim içi dokusunun rahim dışında yer alması.
SIKÇA GÖRÜLEN NEDEN
Endiometriozis ilerleyebilir. Yani yumurta kalitesini bozarak aynı zamanda tüpleri de tıkayarak gebeliğe engel şartlar oluşturabiliyor. Bunun yanı sıra; çeşitli dönemlerde geçirilmiş ameliyatlar sonrasında karın içi yapışıklıklar da tüplerin çalışmasına engel durumlar oluşturabilir. Ayrıca çeşitli enfeksiyonlar, vajinal ya da cinsel yolla bulaşan mikroplar tüplere ulaşıp gebeliği engelleyebiliyor. Rahim duvarından kaynaklanan miyomlar veya yumurtalıklardan kaynaklanan kistler de gebeliği engelleyici etkenler arasındadır. Sıkça görülen diğer nedenler içinde de kadının; tiroid hormonlarının bozulması, aşırı kilo alması, yumurtlamasının azalması, şeker hastası olması ve hormonal bozukluklarını sayabiliriz.
Tedavi süreci nedir?
Tedavi sürecinde; kadının muayenesini yapıyoruz, hormonlarına bakıyoruz, rahim filmini çekiyoruz ve erkeği de incelemeye alıp sperm testini yapıyoruz yani ana saptamalarımızı oluşturuyoruz.
İkinci bebeğine gebe kalamayan bu kadınlarda önemli bir unsur, bu sürede gecikmiş yaş olarak karşımıza çıkıyor. Açıkça belirtmeliyiz ki, kadın yaşının 35′in altında olması ile üzerinde olması arasında ciddi farklılıklar var. Bu dönemde kadının doğurganlık kapasitesi azaldığından, tedavi sürecimizi hızlandırmamız gerekiyor.
Emzirme, anneyle bebeği sevgiyle bütünleştiriyor
Emzirme, anne ile bebek arasında güçlü bir bağ sağlar. Emzirme, bebeğin duygusal ihtiyaçlarını da karşılar. Anne sütü ise mucizevi bir salgıdır ve başka hiçbir besin maddesi anne sütünün bebeğe verdiği faydaları sağlayamaz.
Emzirirken, anne ile bebek birbirlerinin sıcaklığını ve sevgilerini daha yakın-dan hisseder. İki can arasındaki bedeni temas; annenin kalp ritmi, teninin ko-kusu ve sıcaklığı bebeğin yatışmasına, ve kendini güvende hissetmesini sağlar.
0–2 aylık dönemde bebekler ihtiyaçlarının anında karşılanmasını isterler. Acıkınca ağızlarını açıp ağlayarak anneyi ararlar. Ancak, bebek sadece aç olduğu için değil; annesinin kucağına gitmek için de ağlar. Kendini onun yanında güvende, rahat ve iyi hisseder. Kadıköy Şifa Suadiye Polikliniği çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Günay Ermergen, emzirmenin sadece fiziksel-biyolojik değil, bebekle anne arasında karşılıklı duygusal bir beslenme olduğunu belirtiyor.
Anne sütüyle beslemek, bebekle anne arasındaki psikolojik bağı güçlendiriyor. Dr. Ermergen, “Bebeğinizi ilk yarım saat içinde emzirmeye başlamak ve bebeğinizle birlikte aynı odayı paylaşmak; aranızda bir bağ oluşmasını sağlar.” diyerek şu bilgileri verdi:
“En önemlisi anne ile bebek birbirlerinin sıcaklığını ve sevgilerini daha yakından hissederler. Bedensel temas; annenin kalp ritmi, teninin dokusu ve kokusu, sıcaklığı bebeğin yatışmasına, sakinleşmesine ve kendini güvende hissetmesine yarar. Anne-bebek ilk baştaki zorluklardan sonra birbirlerine alışır ve emzirmek daha da kolaylaşır. Emzirmek rahat ve kolay olduğu gibi, güzel bir duygu da verir. Emerken yalnız bebek değil anne de çaba harcar. Annenin bebeğini emzirmek için zamana ve sessizliğe ihtiyacı vardır.”
Annenin bebeğini emzirirken tüm dikkatini bebeğine vermesi büyük önem taşıyor. Dr. Ermergen, “Emzirirken aklının ve dikkatinin farklı yerlere, düşüncelere kaymaması gerekiyor. Bebeğini nasıl tuttuğu (güvenli, güvensiz, endişeli, sakin, huzurlu, huzursuz vb…) ve hangi duygularla bunu gerçekleştirdiği de önemli. Bebek bunu hisseder, annenin olumsuz duygularından etkilenir ve huzursuzluk yaşayabilir, bunu tepkileriyle de çevresine yansıtır.” diyor.
Bu nedenle anneyle bebeğin birbirine alıştığı ilk günlerde; anne ve bebek açısından güvenli ve sakin bir ortam oluşturulmasına ihtiyaç bulunuyor.
Emzİrmede hormonlar çok etkİn
Kadınlar, bir dizi hormonun salgılanması sayesinde doğum yapmaya programlanmışlar. Aynı zamanda bu hormonlar süt salgılanmasında da rol oynuyor. Dr. Günay Ermergen, süt salgılanmasının bebeğin doğumundan önce başladığına dikkat çekerek, doğumun fizyolojisi ile süt salgılama fizyolojisi arasındaki bağlantılara verilebilecek birçok örnek olduğunu kaydediyor.
Normal doğumda emzirme kolay
Süt vermeye başlamak, sezaryen doğumla normal doğum için aynı olmuyor. Normal doğumun ardından emzirme daha kolay gerçekleşiyor; çünkü anne daha rahat hareket edebiliyor ve bebeğe daha hızlı adapte olabiliyor. Böylece sütü daha erken geliyor. Dr. Ermergen, sezaryenin ardından anne ve bebeğin daha fazla yardıma muhtaç olduğunu ifade ediyor: “Kadınlar bebeklerini kendilerine verecek, yastıkları düzeltecek ve bebeğini yerleştirecek birine ihtiyaç duyarlar.”
Anneler ilk günlerde çeşitli sebeplerle gerginlik, kaygı ve güvensizlik yaşayabiliyor. Bu durum da sütün azalmasına, bebeğin emmeyi reddetmesine, isteksizlik göstermesine hatta karşılıklı bir güç savaşına, öfkeye yol açabiliyor. Bu süre uzarsa sağlıklı ve güvenli bir anne-bebek ilişkisinin tekrar sağlanması için bir uzmandan yardım alınmasında fayda vardır. Bu dönemde kurulan sağlıklı, güvenli anne-bebek ilişkisi aynı zamanda bebeğin gelecekteki ilişkilerinde de belirleyici rol oynadığından anne-baba tarafından dikkate alınmalıdır.
Anneler ilk emzirmede nelere dikkat etmeli?
Sakin ve sessİz bir ortam sağlanmalı.
Anne kendini sakin, huzurlu ve güvenli hissetmeli.
Yapabiirim ve bu donanıma sahibim bilgisi ve duygusu yerleşmeli.
Emzirmede uygun tutuş şekli belirlenmeli, gerekirse uzman ebe, hemşire ya da doktordan yardım alınmalı
Kaynak : Zaman
Doğumu sezaryenle yapmanın kadınların ikinci kez hamile kalmasını zorlaştırabileceği bildiriliyor.
İngiliz bilim adamları, sezaryen olan bir kadının ancak en az 1 yıl sonra yeniden gebe kalabileceğini belirttiler.
Bristol Üniversitesi’nden Dr. Deirdre Murphy, 14 bin 541 hamile kadınla yaptıkları araştırmaya göre, daha önce sezaryen olmayan kadınların yüzde 7′sinin yeniden hamile kalma süresinin uzadığını, bu oranın sezaryenlilerde yüzde 12 olduğunu söyledi.
Kısa sürede hamile kalanlarla kalamayanlar arasındaki farkta anne veya babanın yaşı, doğum kontrol hapı, sigara ve içki gibi diğer faktörlerin etkisi bulunmadığı belirtildi.
Kaynak : www.ajans04.net