Sezaryen Doğumdan Sonra Normal Doğum

admin tarafından 31 Aralık 2009 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Eski dikiş yerinde meydana gelebilecek yırtıklardan ve anne-bebekte oluşabilecek komplikasyonlardan dolayı, sezaryenden sonra normal doğum yapılması önerilmiyor. Ancak son yıllarda sezaryenin bazı yan etkileri tartışılmaya başlandı. Dr. Hakan Çoker, sezaryenden sonra normal doğumun mümkün olduğunu, en azından bunun anne ve doktorlar tarafından düşünülmesi gerektiğini söylüyor.

Kadınlar doğumu normal, doğal haliyle yapmak istese de bazen korkuları bazen de sağlık sorunları yüzünden mecburen sezaryen ameliyatıyla bebek alınıyor. Ve bir bebeği dünyaya getirmenin şahitliğini yaşama isteği, içinde ukde olarak kalıyor. Sezaryen sonrasında yaşanan sancılı iyileşme süreci de sonraki gebelikleri normal doğumla sonlandırma isteğini tetikliyor. Ancak bu durumda karşısına ‘bir kez sezaryen olan bir daha normal doğum yapamaz’ kuralı çıkarılıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker ise bu konuda anne adaylarını yüreklendirerek normal doğumun en azından denenmesi gerektiğini söylüyor.

Son yıllarda kadınlardan gelen talepler üzerine bu konunun tartışıldığını belirten Dr. Çoker, “Doğum sırasında eski dikiş yerinde meydana gelebilecek yırtıklardan sonra anne ve bebekte oluşabilecek komplikasyonlardan dolayı kimse bunu göze alamıyordu. Ancak son yıllarda sezaryenin bazı yan etkileri tartışılmaya başlandı. Kadınlar da normal doğumu bir sebepten dolayı birincide yaşayamadıysa ikincide yaşamak istiyor. Önümüzde Avrupa ve Amerika örneği var. Orada, sezaryenden sonra ikinci doğumların yüzde 30′u normal doğumla sonuçlanıyor. Bizde ise sezaryenden sonra ikinci doğumlar planlı bir sezaryenle sonuçlanıyor. Ancak isteyen anneler için bu doğum şansının artık olduğu bir gerçek.” diyor.

Dr. Hakan Çoker’e göre, bu konuda ailelerin ve doktorların birlikte sorumluluk alması önemli. Çalışmak, öğrenmek, olumlu olumsuz sonuçlarını hesaplamak gerekiyor. Eskiden sezaryen ameliyatı dikine kesilerek yapılırken doğumda yırtık riski daha yüksek olabiliyordu ama günümüzde enine bir kesik şeklinde yapıldığı için bunların normal doğum yapma şansı daha fazla. İlkini normal, ikinciyi sezaryen yapmış bir kadının üçüncü bebeğini normal doğurması daha kolay. Eski sezaryen dikişinin olduğu yerin yırtılma ihtimalinde risk oranının yüzde 3-5′i geçmediğini ifade eden Dr. Çoker, iyi takip edilirse zaten acil durumda yine sezaryene alınabileceğini belirtiyor. Kadınların ‘sezaryen üstüne tekrar sezaryen olursam riskleri nedir?’ diye de sormaları gerektiğine işaret eden Dr. Çoker, “Kimse bundan bahsetmiyor. İkinci sezaryenin de kendine ait, ameliyatın getirdiği riskleri var. Bunu Türkiye’de ne aileler ne de doktorlar tartışıyor. İkisini ayrı değerlendirmek lazım.

Bana gelenlere ‘sezaryenden sonra normal doğumda yardımcı olurum, ama siz de iyi düşünün, doğru bilgilenin ve şu kâğıtları imzalayın’ diyorum. Çünkü işler iyi giderken iyi de kötü gidince ilk suçlanan doktorlar oluyor.” diye konuşuyor. Sezaryenin planlı değil de, normal doğum süreci başladıktan sonra acil durumda yapılmış olması da sonraki doğumun normal olma şansını artırıyor. Dr. Hakan Çoker’in verdiği bilgilere göre, ilk doğumu planlı sezaryense veya ilkindeki sezaryen sebebi hâlâ geçerliyse ikinciyi normal doğuma bırakmak biraz daha riskli olabiliyor. Ayrıca sezaryen dikişinin çift kat veya tek kat olması da burada önem taşıyor. Çünkü daha çabuk iyileştiği için uzmanlar tek kat dikişi tercih ediyor ama sezaryenden sonra normal doğum yapılacağı zaman çift kat dikiş, risk oranını azaltıyor. Bu yüzden, doktorların annenin sonraki doğum planlarını da sorması ve operasyondan önce çift kat dikişi gündeme getirmesi gerekiyor. Anne adaylarının da sorumluluklarını alacak kadar doğum eylemini öğrenmesi ve kendini hazırlaması lazım.

Doğumun sezaryen olmasına karar verilince, doğum eylemi başlamadan bebeğin yeterince büyüdüğüne kanaat getirilerek 37-38. haftadan itibaren planlı olarak ameliyatın yapılmasına da karşı çıkıyor Dr. Hakan Çoker. En azından doğum süreci başlayıp, anne ile bebek arasındaki uyumu sağlayan hormonlar harekete geçtikten sonra ve gerekirse acilen sezaryene başvurulmasını öneriyor. Dr. Çoker şöyle konuşuyor: “Sezaryene karar verirken anne ve doktorun ne istediğini değil ‘bebek ne istiyor’ diye sormak ve bebeğe saygılı doğumlara geçmek lazım. Gerekli bir sebep yoksa planlı sezaryen anne ve bebeğe zarar vermektir. Doğum aktif olarak başladıktan sonra acil durumda sezaryene alınırsa en azından normal doğum taklit edilmiş olur. Anne ve bebek, hormonların etkisi altındayken sezaryene alınırsa anne ve bebek, sezaryenin olumsuz etkilerini çok daha az yaşar.”

ZAMAN

Normal Doğum Yapma Gücü

admin tarafından 28 Aralık 2009 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Günümüzde özellikle genç kadınlar vücutlarındaki doğal doğum yapma kabiliyetinin farkında olmadıkları için hem doğum korkusu yaşıyor hem de daha kolay gibi görünen sezaryeni tercih ediyor. Doğum eğitmenleri Nur Sakallı ve Başak Kutlu Akay, anne adaylarına, kendilerinde var olan bu gücü ortaya çıkarmaları için eğitim veriyor ve nasıl doğum yapacaklarına dair karar sürecinde yardım ediyorlar.

Her kadının hamilelik süreci ve doğum hikâyesi farklı, kendine özeldir. Bebeğinin karnında büyümeye başladığını öğrendiği ilk andan itibaren kimi endişeli, kimi kendinden emin bir bekleyişle doğuma hazırlanır anne adayı. O zamana kadar dinlenen olumsuz hikâyeler ve korkunç film sahneleri doğumda yaşayacağı acıların korkusunu katlayarak çoğaltır. Oysa ilk annemiz Hz. Havva’dan beri bütün kadınlar, doğal yollardan bir bebeği dünyaya getirecek güçte ve vücut yapısı buna uygun olarak yaratılmıştır. Ancak günümüzde özellikle genç kadınlar vücutlarındaki bu kabiliyetin farkında olmadıkları için hem doğum korkusu yaşıyor hem de daha kolay gibi görünen ameliyatla aldırma yoluna gidiyor. Doğum eğitmenleri Nur Sakallı ve Başak Kutlu Akay, anne adaylarına kendilerinde var olan bu gücü ortaya çıkarmaları için eğitim veriyor ve nasıl doğum yapacaklarına dair karar sürecinde yardım ediyorlar. Daha önce özel sektörde kendi alanlarında iş yaparken birlikte karar verip Amerika’dan doğum eğitmeni (chidbirth educator) diplomasını alarak bu işe başlamışlar. Eğitim verdikleri anne adayları isterse doğumda da yanlarında oluyorlar.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sezaryen (ameliyatla alma) doğum oranı yüzde 15 olması gerekirken, ülkemizde devlet hastanelerinde yüzde 40-60, özel hastanelerde yüzde 80-90 seviyesine çıkmış durumda. Türkiye’nin en çok sezaryen yapılan ülkelerin başında geldiğine dikkat çeken Nur Sakallı, doğal doğum yapmak isteyen kadınlara fırsat sunulması gerektiğini söylüyor. Dışarıdan gereksiz müdahale edilen normal doğumlara doğal denemeyeceğini ifade eden Nur Hanım, iki doğumun farkını şöyle anlatıyor: “Normal doğumda da epizyetomi (kesik) suni sancı gibi birçok tıbbi müdahale olabiliyor. Doğal doğum bunların hiçbirinin gerekmedikçe yapılmadığı bir doğum anlamına geliyor. Yurtdışında ebeyle evde doğurmak, doğumevinde doğurmak hatta hastanelerde müdahalesiz doğal doğum yapmak mümkün. Türkiye’de böyle bir altyapı yok. Biz de bunu isteyen kadınlara imkanların oluşturulması için uğraşıyoruz. Herkes nasıl doğum yapmak istiyorsa ona fırsatlar sunulmalı. Hep son dakikada bir şey oluyor.”

Evde doğumun yaygın olduğu Danimarka, İngiltere gibi ülkelerde gerekli altyapının sunulduğunu ifade eden Başak Hanım ise şu bilgileri veriyor: “Bu ülkelerde evde yüzlerce doğum yaptırmış tecrübeli ebeler var. Eve tıbbi aletleriyle geliyor. Herkes sigortalı zaten. Acil bir şey olduğunda hangi hastaneye gidileceği, orada kimin ilgileneceği önceden tespit ediliyor. Kapıda ambulans bekliyor.”

Ülkemizde de isteyenler için imkan oluşturulabileceğini ifade eden Başak Hanım’a göre kadınlar, en azından doğuma güvendiği birinin de yanında girmesini isteyebilmeli. Çünkü doğum sırasında sükunetini koruyacak, etrafında kutsal bir alan oluşturacak başka bir kadının varlığı güven veriyor.

Normal doğum, kadın bedeninin en doğal işlevidir

Başak Kutlu Akay, doğal doğum sürecini şöyle anlatıyor: “Doğum, kadın bedeninin en doğal işlevidir. Çok ekstra durumlar olmadığı sürece kadının bedeni çocuğu karnında büyütüp çıkarmak üzere inşa edilmiş. Kadının bedeni hamilelik süresince salgılanan hormonlarla doğuma hazırlanıyor ve doğumu kolaylaştırıyor. Doğumu, vücuda gönderdiği sinyalle bebek başlatıyor. Bu sinyalden sonra aşk ve sevgi hormonu olarak bilinen oksitosin hormonu salgılanıyor. Bu hormon, rahimdeki kasılmaları sağlıyor. Vücut aynı zamanda endorfin hormonu salgılıyor. Bu da doğal morfin olarak ağrı hissini azaltıyor. Bunlar dışarıdan müdahale edilmediği sürece çok güzel çalışıyor ama doğumu hızlandırmak için suni sancı denilen yapay oksitosin hormonu verildiği zaman endorfin bununla başa çıkamıyor, yetersiz kalıyor. Ve ağrı hissi artıyor.”

Zaman

Doğum Anı Yaklaşırken

admin tarafından 17 Aralık 2009 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Jinekolog Op. Dr. Banu Göker Özdemir, doğum şekilleri ve bu konuda son kararı kimin vermesi gerektiği hakkında bilgi verdi.

“Doğum ne şekilde gerçekleşmeli?” sorusuna “Anne karar verir” ya da “Bu konuya kesinlikle doktor karar vermelidir” demek yanlıştır.

DOĞUM ŞEKLİ KONUSUNDAKİ SON KARARI KİM VERMELİDİR?

Gebelik süresince anne adaylarını en çok endişelendiren ve kafalarını en çok karıştıran durum, doğumun ne şekilde gerçekleşeceği konusudur. Özellikle günümüzde anne adaylarının internet gibi platformlarda çok daha fazla bilgiye kolayca ulaşabilmesi, bu soruyu cevaplanması daha da zor bir duruma sokmaktadır. Ancak bu bilgi yoğunluğunda en önemli konu, yeterli ve doğru bilgiye ulaşabilmektir. Her iki doğum şeklinin de kendi içerisinde artı ve eksileri bulunmaktadır. Öncelikle tamamen fizyolojik bir yol olan normal doğum tercih edilmeli, ancak tıbbi açıdan mutlaka hasta bazında bu artı ve eksiler de değerlendirilmelidir.

Konuyla ilgili günümüzde ülkemizde yasal bir düzenleme yoktur. Bu yüzden biz kadın doğum hekimlerine düşen görev, hastada hangi doğum yönteminin tıbben en uygun olacağının belirlenmesi, hastaya kendisi ve bebeği için getirdiği faydaların ve risklerin anlatılması, en sonda da karar verilmesidir.

DOKTOR NORMAL DOĞUM ÖNERDİĞİ HALDE ANNE SEZARYEN İSTİYORSA DOKTOR BU DURUMDA NE YAPMALIDIR?
Aslında bu durum son yıllarda tüm dünyada tartışılan bir konudur. Elektif sezaryen, yani hiç bir tıbbi gereklilik olmadığı halde anne isteğine bağlı olarak gerçekleştirilen sezaryen… Eğer bebek ya da anne sağlığı açısından sezaryen olmayı gerektirecek bir durum yoksa, tüm tıbbi bilgilerimiz doğumu fizyolojik yoldan, yani normal yolla yapılması gerektiğini öngörür. Fakat günümüzde anne adaylarının ağrı çekmekten korkmaları, daha konforlu olduğunu düşünmeleri, doğumun zamanının önceden planlanabilmesi gibi nedenlerden dolayı sezaryen ile doğumu tercih ettiklerini görmekteyiz.

Bu konuyla ilgili olarak İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde doktorlara anket şeklinde soru yöneltilerek yapılan çalışmalarda kadın doğum hekimlerinin çoğunun anne isteğine bağlı sezaryen yapmaya sıcak baktıkları bildirilmiştir. Bu durum ülkemizde de farklı değildir ve hatta sezaryen oranlarının artmasındaki en büyük nedenlerden biridir.

NORMAL DOĞUM MU SEZARYEN Mİ?
Anne veya bebeği tehlikeye sokacak bir durum olmadığı zaman öncelikle normal doğum önerilmelidir. ‘Normal doğum mu, sezaryen mi?’ sorusu, hem bilim camiasında hem de medyada bugüne kadar en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Öncelikle sağlıklı bir anne ve yenidoğan bebeği hedefleyen kadın doğum hekiminin mesleki sorumluluğu,bilgisi ve tecrübeleri doğrultusunda doğumun en uygun ne şekilde gerçekleşeceğine karar vermeli, bunu artı – eksileriyle, hasta ve hasta yakınlarına aktarmalıdır. Sonuç olarak sezaryen, cerrahi bir operasyondur ve gereksiz yere yapılmasının getireceği dezavantajların hastaya anlatılarak karar verilmesi gerekir.

DÜNYADA SON DURUM NEDİR?
1970’li yıllardan önce sezaryen oranının dünya çapında % 3-5 arasında iken bugün ortalama % 20 civarındadır. Rakamlar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre değişiklik göstermektedir. Örneğin İtalya’da bugün sezaryen oranı % 35 civarında iken en yüksek sezaryen oranları Arjantin, Brezilya ve diğer Latin Amerika ülkelerinde olmakta, en düşük oranlar ise Afrika ülkelerindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise bu oran % 24-25’lere kadar çıkmışken sezaryen oranlarını azaltmayı hedefleyen programların uygulanmaya başlamasıyla % 20’lere kadar düşürülmüştür. ABD ve Avrupa ülkelerinde sezaryen ile doğum oranlarının daha düşük olmasında, uygulanan programların etkisi bulunmaktadır.
Ülkemizdeki son durum ise mevcut sağlık sisteminden dolayı değişkenlik göstermektedir. Devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri ve özel hastanelerdeki rakamlar farklılık gösterir.

Page 1 of 212
Sezaryen Doğum 2010