İlaçlar
Bugün doktorlar, gebe kadın ve büyümekte olan bebek üzerinde ilaçların gösterebileceği zararlı etkilerin bilincindedir. Gerek tıbbi bileşimler, gerekse alkol, nikotin, esrar, LSD, morfin ya da eroin gibi uyuşturucu maddeler plasenta yoluyla fetüse ulaşır. Fetüs çok ufak olduğundan hızla büyüyen organları, özellikle gebeliğin erken dönemlerinde daha duyarlıdır. Fetüs, yetişkinler gibi zararlı maddeleri etkisiz kılamadığı ya da atamadığı için, bu maddeler onun vücudunda birikerek zararlı etkilere yol açabilir. Dolayısıyla, gebe kadının doktoruna sormadan önce hiç bir ilaç almaması yerinde olur. Ancak gebe kadında yeterince ciddi bir bozukluk olduğunda doktorlar, fetüs için kuramsal ve hafif bir tehlike olasılığını göze alarak, ilaç verirler ve yalnızca uzun yıllardan beri kullanılagelen ilaçları salık verirler. Sigaranın tamamen bırakılması iyi olur; çünkü artık sigara içilmesinin bebeğin gelişimini geciktirdiğine ilişkin kesin kanıtlar vardır ve gebelik sırasında başka bir komplikasyonun baş göstermesi durumunda, sigara dumanı yoluyla anne vücuduna giren maddeler fetüsün yaşama olasılığını azaltır.
Mikroplu hastalıklar
Fetüs için özellikle zararlı nitelik taşıyan çok az mikroplu hastalık vardır. Ancak, aynı zamanda yüksek ateş gösteren iltihaplanma durumları, seyrek de olsa, düşüğe ya da erken doğuma yol açabilir. Uzun süreli bir zührevi hastalık olan frenginin etkileri de ciddi niteliktedir. Bu hastalığa ender rastlanmakla birlikte, bütün gebe kadınlara ilk muayenelerinde frengi testi yapılması gereklidir. Frengi varsa, bu durumda anneye gebelik süresinin ilk yarısı içinde penisilin tedavisi uygulanarak fetüs korunabilir.
Gebeliğin ilk üç ayı içinde anneye bulaştığı zaman sık sık ciddi zarara yol açan tek virüs hastalığı kızamıkçıktır. Bunun teşhisi için bir dizi karmaşık kan testi yapılması gerekir; yalnızca belirtilere dayanan bir teşhis çoğu kez yanlış olabilir, çünkü başka virüs hastalıkları da kızamıkçığı andırmaktadır. Bu hastalığa yakalanan beş kişiden dördü hiç bir belirti göstermemekte ve bu yüzden kızamıkçık geçirdiklerinin farkına bile varmamaktadırlar. Ancak, bu hastalığa bir kez yakalananlar ömür boyu bağışıklık kazanırlar. Birçok kadına, gebeliğin erken dönemlerinde bazı testler yapılarak vücutlarında bağışıklık sağlayan tipik antikorlar bulunup bulunmadığı belirlenir. Gebe kadın, bulaşıcı hastalık virüsü taşıyan bir kimseyle temas etmişse, yeniden testler yapılır. Bugün bazı hastalıkların aşıları vardır ve kız çocuklara, ilerde hastalığa yakalanmalarını önlemek amacıyla, doğurganlık yaşından önce aşı yapılması gittikçe yaygınlaşmaktadır. Yeni doğum yapmış kadınlara, aşıdan sonra üç ay süreyle yeniden gebe kalmamaları öğütlenmektedir. Gebe bir kadının kızamıkçığa yakalanması, gebeliği sona erdirmek için yeterli bir tıbbi neden sayılmaktadır.
Bazı genetik ve gelişim sorunları Mongolizm (Down sendromu) genellikle bebekte fazla bir kromozomun bulunmasından ileri gelir. Gebe kadının doğurganlık yaşlarının sonuna yaklaşmış olması bu hastalığın gelişmesi olasılığını yükseltir. Mongolizm, annenin biraz yaşlı olmasından ileri gelen tek önemli bozukluktur. Bu bozukluğun teşhisi için bir test vardır. Testin pozitif çıkması (yani sendromun var olması) durumunda, kadın gebeliğini sürdürüp sürdürmemeye kendisi karar verebilir. Gebeliğin 17′inci haftasında uygulanan bu testte, fetüsü saran sıvıdan alınan örnekte bulunan fetüs hücrelerindeki kromozomlar incelenir.
Rhesus sorununa bugün ender rastlanmakla birlikte, kanındaki Rhesus faktörü negatif olan bir kadın, pozitif Rh faktörlü bir erkekle evlendiği zaman bu sorun ortaya çıkar. Böyle bir çiftin ilk çocuklarının kanındaki Rh faktörü pozitifse, anne vücudunda bazen daha sonraki gebeliklerinde bebeklerin kanını yarı yarıya bozabilen ve sarılık olasılığını artıran antikorlar gelişebilir. Bu gibi Rhesus bebekleri”nin erken dünyaya getirilmeleri gereklidir. İlk doğumdan 48 saat önce anneye özel bir ilaç zerk edilerek bu sorun önlenebilmektedir. Yarık kanalda (omurga kanalı arka duvarının bir bölümünün açık kalması), hidrosefali ve anensefali de yine ender görülen ozukluklardır. Bir bebekte kötü bir şans eseri gelişen bu bozukluklardan, gelecekte dünyaya gelecek bebeklerin de etkilenmeleri olasılığı az da olsa vardır. Anneye uygulanacak bir kan testi ya da ultrasonik yöntemlerle varılan yarık kanal ya da anensefali teşhisini doğrulamak için de yine fetüsü saran sıvıdan alınan örnek üzerinde test yapılır.
Geç doğumlarda, bebek rahimde gebelikten önceki son âdetin ilk gününden başlayarak hesap edilen ortalama 28ü günlük (40 haftalık) süreden daha uzun bir zaman kalır. Normal olarak plasentanın depo kapasitesi yüksektir, ama bu kapasite gebeliğin ileri dönemlerine doğru gittikçe azaldığından gebelik normal süreyi gerçekten aştığı zaman doğumun yapay yoldan başlatılması gerekebilir. Bazen de gebelik süresinin kesinlikle belirlenmesi güç olduğu için, normal süreli bir gebelikte doğumun geciktiği sanılabilir.
Bu durum ciddi nitelikte bir soruna işaret edebilir ve dolayısıyla hiç gecikmeden doktora bildirilmelidir, çünkü kanama plasentadan gelebilir.
Plasentanın durumunu belirlemek için çoğunlukla ültrasonik dalgaların kullanıldığı bir yönteme başvurulmaktadır. Eğer bu yöntem plasentanın servikse yakın ya da serviks üzerinde büyüdüğünü (plasenta praevia) doğrularsa, kadın hastaneye yatırılır ve bebek yeterince büyüdüğü zaman sezaryenle alınır. Eğer plasenta rahmin yukarı bölümündeki normal yerindeyse, o zaman kanamanın anne vücudunda plasentayı besleyen bir kan damarından geldiği sonucuna varılır. Buna “arızi” kanama adı verilir. Bu çeşit kanamayı genellikle normal bir gebelik izler; ama bazen erken doğum başlar, bazen de plasentanın çalışması düzensizleşir. Bu takdirde de sezaryenle doğum gerekebilir.