Vaktinde, yani ortalama 280 gün bekledikten sonra doğan bebeğin ağırlığının 3 kilo 300 gram, boyunun 50 santim olduğunu, cildinin tüysüz ve pembe, tırnaklarının belirli şekilde uzun olduğunu biliyorsunuz. Bir de, daha az göze çarpmakla birlikte doktorlar için önemli olan bir ayrıntı da, alt oyluk kemiğinin (kalça kemiği) kıkırdağında bulunan ve kalınlığı 4 ile 5 milimetre arasında olan Bélard noktası denilen kemikleşme noktasıdır. Çocuğunuz tahmin edilen tarihten önce doğmuş ise veya yukarıda saydığımız nitelikleri göstermiyorsa bundan onun vaktinden önce doğduğu veya normal gelişmeye ulaşmamış olduğu sonucunu çıkarmayınız.
Gebe kalınan günü kesin olarak tayin etmek çok güçtür. Bundan ötürü, tahmin edilen tarihten on gün önce doğan çocuk mutlaka vaktinden önce doğmuş değildir. Gebe kalma olayı belki de sizin tahmin ettiğinizden daha erken olmuştur. Hem bazı çocuklar diğerlerine oranla daha çabuk gelişir ve gerçekten on beş gün daha erken doğdukları halde aynı gelişme derecesine ulaşırlar. Bir de şu var: Yeni doğan bebeğin ayırıcı vasıflan, doktorların dediği gibi ceninin olgunluğu hakkında bir ölçü olmaz. Yani bir çocuğun erken doğmuş olduğunu söylemeğe imkan verecek yanılmaz bir belirti şekilde ortalama ağırlığın altında olduğu halde, daha sonra kemikleşmelerinden ve gelişmelerinden vaktinde doğmuş oldukları anlaşılır. Bu gibi çocuklar için «görünüşe göre erken doğmuş = (pseudo-prématuré)» denir. Vaktinde doğan çocukların % 20′sinde yukarıda tarif edilen Béclard noktasına rastlanmaz. Bunun tersine, bazı erken doğanlarda bu nokta vardır. Ciltler pembe ve tüysüzdür. Tırnakları iyi gelişmiştir. Bunlarda bıngıldak vaktinde doğan çocuklarınki kadar gergindir.
ERKEN DOĞMUŞ NE DEMEKTİR?
Doğuşun vaktinde olduğu hakkında elde kesin bir ölçü olmadığından ağırlığı 2 kilo 500 gramdan az olan çocuk genellikle erken doğmuş sayılır. Çocukların yaklaşık olarak % 7-8′i bu kategoriye girer. 1000 gram ile 2500 gram arasında değişen ağırlıklarına ve 35 ile 47 santim arasında değişen boylarına göre, çocuklar gebeliğin 6 ile 8′inci ayı arasında doğmuşlardır.
Tabii, vaktinden önce doğan ne kadar erken doğarsa ağırlığı o kadar az, o nispette de çelimsiz olur. Erken doğmuşlar iki büyük kategoriye ayrılır. Ağırlıkları 1800 gramdan fazla olanlar. Bunlar «önemsiz» sınıfına girer. Bu gibilerin yaşama şansları çok yüksektir. Zaten, istatistiklere göre, erken doğmuş olanların 3/2′sinln ağırlıkları 2000 gram ile 2500 gram arasındadır. Vaktinden önce doğan çocuğun ağırlığı 1800 gramdan az ise, bu gibiler erken doğanların «önemli» sınıfına girer. Bunların yaşama olanağı daha azdır. Bununla beraber, ağırlıkları 1000 gramdan az erken doğanların günümüzde yaşatılması başarılmıştır.
Ağırlığı ne olursa olsun, yirmi sekiz haftadan önce doğmuş bir çocuğun yaşadığı nadirdir.
Erken doğan bir çocuğun genel görünüşü ve gelişmesi altı, yedi veya sekizinci ayda doğmuş olduğuna göre tabii değişir.
Genellikle, erken doğanın derisi, vaktinde doğana oranla daha kırmızı ve daha ince olur. Bu gibilerde toplar damarlar iyice fark edilir. Vücut henüz yağlı bir tabaka ile kaplanmamıştır. Çünkü bu tabaka ancak gebeliğin son haftalarında oluşur. Tüyler henüz sıktır. Buna karşılık saçlar seyrektir. Bıngıldaklar geniş ve az gergindir. Tırnaklar az gelişmiştir. Fakat vaktinden önce doğmuşu, vaktinde doğmuştan asıl ayıran, dış görünüşten ziyade organizmanın çeşitli görevlerinin gelişmesidir. Erken doğan çocuk, vaktinde doğmuş olana oranla daha çabuk soğumaya elverişlidir. Doğuşunda ısı derecesi bazen 34 dereceye kadar düşer. İyi soluk alamaz. Zor hazmeder. Özümlemede ve meme emmekte güçlük çeker. Bazen emme ve yutma bile imkansız olur. Bir de kanındaki alyuvar ve pıhtılaştırıcı madde az olduğu için erken doğan çocuk, mikrop kapmaya ve kanama tehlikesine daha çok uğrayabilir.
İşte bu çeşitli fonksiyonların yeter derecede gelişmemiş olmasından, erken doğmuş çocuk, vaktinde doğmuş çocuk kadar kendini dış şartlara uyduramaz.
Her şeyden önce çocuğun üşümesini önlemelidir: Az erken doğmuş bebek devamlı olarak değiştirilecek sıcak su şişeleri ile çevrili bir beşiğe konulduğu halde vaktinden çok evvel doğan bebek «incubateur» denilen ve ısı derecesi bebeğin ağırlığına göre 28 ile 32 derece arasında değişen geliştirilmiş bir kuvöze konur. Böyle bir bebeği oksijen yönünden daha zengin bir atmosferde yaşatmak ona kolayca özümleyebileceği fakat yeter derecede besleyici olan bir besin vermeyi gerektirir. Çünkü çocuk besleyici yedeği çok az olarak dünyaya gelmişse, tam yetişme döneminde olduğu için ihtiyaçları o nispette fazladır. Ayrıca bu beslenmenin gelişmesi, ayarlanması lazımdır. Çocuk meme alabiliyorsa anne memesiyle beslenecek, memeyi alamayacak kadar zayıf ise damla ile, hatta boğazdan verilecek süt ile beslenecektir. Yemekler az, fakat sık (çocuk çok erken doğmuş ise bazen günde on defa) verilecektir. Bir de mikrop kapmayı önlemek için bulunduğu yerin mikropsuz olmasına dikkat edilecek ve bunun için sıkı tedbirler alınacaktır.
Erken doğan bebeğin normal gelişmesi, bakımına, doğduğu zamanki yaşına, normal vaktinden önce doğmasının nedenlerine bağlıdır. Çünkü erken doğanların bazısı sıhhatli, bazılar» cılız doğarlar.
Bunlardan birincileri, gebelik sırasındaki bir kaza, şok veya şiddetli bir zorlama sebebiyle çok erken doğmuşlardır. Bu gibilerde neden tamamen mekanik olduğu için ağırlıkları belirli şekilde normalin altında kalsa bile, beden ve ruh bakımından yetişirler.
Fakat erken doğuş, annenin hastalığından, hormon tembelliğinden, çoğu kez olduğu gibi gebelik sırasında albümin veya tansiyon fazlalığından, Rhésus uzlaşmazlığından, yani hastalıkla ilgili bir nedenden ileri geliyorsa, çocuk çelimsiz doğar. O zaman onu büyütmek daha zor olacaktır. Çünkü bu haller çocuğun gelişmesini etkileyecektir. İkizleri bundan ayrı tutmak gerekir. Gerçekten ikizlerden % 70′i vaktinden evvel dünyaya geldikleri halde tamamen sıhhatli doğarlar.
Şayet vaktinden evvel doğan bir çocuğunuz olursa, günümüzde klinikler, çadır, oksijen balonu vs. gibi her türlü araçlarla donanmış olduğu için çocuğunuza gerekli her türlü bakımın derhal sağlanacağından emin olabilirsiniz. Tıp bilgisi bugün en erken doğan bebeklerin yaşama imkanlarını bundan elli yıl önce tasavvur bile edilemeyecek bir aşamaya ulaştırmıştır.
Şayet vaktinden evvel yaptığınız doğum olayı hastaneye gitmenize vakit kalmadan meydana gelirse her şeyden önce, doktorun gelmesine kadar bebeğinizi sıcak tutmanız gerekir. Bebeği büyük bir kutunun içine yatırınız. Hidrofil pamuk ile sarınız. Çevresine sıcak su şişeleri koyunuz. Erken doğan bebeklerde sakınılması gereken en önemli şey bebeğin soğuk almasıdır. Yalnız çocuğun şişeden yanmasına dikkat ediniz. Şişeleri çocuğun çok yakınına koymamalıdır.
Cenin, aylar geçtikçe yavaş yavaş büyüyen rahim boşluğu ortasında gelişir. Hamilelikten Önce, bir armut şeklindeki rahim 50 kg. ağırlığında 655 mm. yüksekliğinde, 455 mm. genişliğinde ve 2 ile 3 cm3 hacmindedir. Hamileliğin başında rahim büyümeye başlar. Fakat bu büyüme ancak, kadına göre, 4. veya 5. ayda dıştan görünür. 2 ayda rahim bir portakal büyüklüğündedir. 3. ayda rahimin büyüklüğü kasık kemiği üzerinden hissedilir. 4. ayda yüksekliği göbekle kasık kemiği mesafesinin ortasını bulur. 5,5 aylıkken göbeğe kadar çıkar. 7. ayda göbeği 4-5 cm. geçer ve karın boşluğunu doldurmaya başlar. 8. ayda göğüs kemiğinin ucu ile göbek arasındaki mesafenin ortasına ulaşır. Doğumdan bir ay veya 15 gün önce en yüksek noktasına çıkar, bütün karın boşluğunu doldurur.
Sonra tekrar inmeye başlar. Karın basıncı azalır, daha rahat nefes alınmaya başlanır. Anne kendini hafiflemiş hisseder. Doğuma yakın rahim 1200 gr. ağırlığında, 4-5 litre hacmindedir. Yüksekliği ortalama 32 cm., genişliği 24 cm.’dir. Bu rakamlar kadından kadına, aynı kadında hamilelikten hamileliğe değişen ortalama rakamdır. Bununla birlikte, bu ölçüler hamileliğin zamanının ve doğum tarihinin hesaplanması için gerekli işaretlerdir. Rahim kendine gerekli yeri. hem dış taraftan kazanır ki bu görülebilir, hem de iç taraftan hacmini büyütür ve etrafındaki mide. bağırsaklar, idrar torbası gibi organları bastırır.
Genellikle, rahim genişlemesi tehlikesiz bir şekilde cereyan eder. Çünkü karın duvarları esnek olup rahatlıkla genişler. Organlar yeni durumlarına çabuk alışırlar, fakat bazen rahim tarafından yapılan basınç bazı rahatsızlıklara yol açar. Sık sık idrar yapma isteği (idrar torbası daha küçüldüğünden çabuk boşalmak İster), nefes almada zorluk (göğüs kafesine yapılan basınç), kabızlık (bağırsaktaki basınç), bulantı (mideye yapılan basınç), varis (kalça damarlarına yapılan basınç) vs.
Annenin durumu da, rahim hacmini artırdıkça değişmeye başlar: Böğürleri çukurlaşır, beli bükülür. Öne doğru çeken ağırlığa karşı koymak için kendini geriye atar gibi bir hali vardır. Dış görünüşü,karın kaslarının durumuna göre değişir: Eğer kaslar kuvvetli ise kolan gibi rahimi tutar ve öne düşmesine engel olurlar. Bunun tersine kaslar yumuşaksa gerilen karın öne doğru sarkar. Annenin genel durumu, bütün vücudunun hacminin artmasıyla da değişir. Hamilelik sırasında bütün kilo artışının toplamı ortalama 10 kilodur, bazen daha fazla da olur. Kaldı ki bu 10 kilonun içinde çocuğun ve yardımcı organların ağırlığı sadece 4,5 kilodur.
Ankara Üniversitesi (AÜ) Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, anne adaylarına, sıcak yaz günlerinde kalsiyum, protein, karbonhidrat ve yeterince yağ içeren Anadolu’ya özgü soğuk doğga çorbasından bol bol tüketmelerini önerdi.
Şatıroğlu, rahat bir yaz geçirmek isteyen anne adaylarını, bunaltıcı sıcaklarda dikkat etmeleri gereken konular hakkında uyardı.
Beslenme ve giyimlerine özen gösteren anne adaylarının rahat ve keyifli bir yaz geçirebileceklerini ifade eden Şatıroğlu, ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılması gerektiğini söyledi.
Hamileler için “Akdeniz Mutfağı”nın uygun besinler içerdiğini bildiren Şatıroğlu, günlük öğün miktarının bölünmesinin, şişkinlik şikayetinin önüne geçeceğini anlattı.
Hakan Şatıroğlu, şunları söyledi:
“Özellikle yaz döneminde 3 öğünde tüketilenler ikiye bölünmeli, yarısı ana öğünde, kalan yarısı da 2’şer saat arayla ara öğün olarak tüketilmeli. Örneğin bir porsiyondaki 4 köftenin 2’si bir öğünde, geri kalan 2’si ara öğünde yenmelidir. Kısacası aynı miktar yiyecek ana ve ara öğünlerle azar azar alınmalıdır. Bu, mide yanmasını, aşırı kilo alınmasını ve kan şekerinde büyük değişimleri engeller.”
Doğga Çorbası
Yaz aylarında, her gruptan besinlerin dengeli bir biçimde tüketilmesinin gebelikte büyük önem taşıdığına işaret eden Şatıroğlu, “Haşlanmış buğday, mısır, pirinç ve nohut gibi besinlerin ayrana karıştırılarak yapıldığı, kalsiyum, protein, karbonhidrat ve yeterince yağ içeren, soğuk doğga çorbası, gebeler için mükemmel bir yaz yemeğidir” dedi.
Buzdolabında bekletilerek soğuk içilen bu çorbanın ana veya ara öğünde her zaman tüketilebileceğini kaydeden Şatıroğlu, haftada 3-4 öğün yağsız ton balığı, dana veya tavuk etiyle hazırlanan et yemekleri ile protein ihtiyacının karşılanabileceğini söyledi.
Sebze ve Meyve Tüketimini Artırın
AÜ Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şatıroğlu, yazın sebze ve meyve tüketiminin artırılması, doğal sulu gıdaların tercih edilmesi, günlük su tüketiminin 2.5 litreden az olmaması önerisini de dile getirdi.
Gebelikte yaz aylarında kıyafet seçiminin de önem taşıdığını vurgulayan Şatıroğlu, şunları söyledi:
“Kolay yıkanan ve ter emen pamuklu kumaşlar sıcağı hissettirmez. Özellikle Şile ve Buldan bezinden yapılmış kıyafetler tercih edilmeli. Rahat, kolay değiştirilebilen ve yıkanan, ter emen pamuklu kumaşlar sıcağı hissettirmez. İç çamaşırlarının saf pamuklu olması da bedeni ve dokuları rahatlatır, hücrelerin nefes almasını sağlar.”
“Deniz ya da Havuz, Gerçek Bir Terapidir”
Anne adaylarına “Bol bol yüzün ve güneşten yararlanın” tavsiyesinde de bulunan Şatıroğlu, “Temizliği kanıtlanmış sahillerden denize ya da yeterli bakım yapılan havuzlara girilebilir. Deniz ya da havuz, hem bebek hem de anne adayı için gerçek bir terapidir” ifadesini kullandı.
Şatıroğlu, hamilelere güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmaları için gölgede güneşlenmeleri ve yüksek faktörlü güneş kremi kullanmaları önerisinde de bulundu.